Uzun Çorap ve Işınla Bizi Scotty 2017'nin dizilerini değerlendirdi

Binbir Tv 30.12.2017
Binbir Tv yazarları Işınla Bizi Scotty ve Uzun Çorap, 2017'nin dizilerini değerlendirdi.

IBS:  Benim için diziler açısından verimli bir yıl oldu. Epey keyifli bir yıldı bu açıdan. Sana göre 2017'nin dizisi hangisiydi? Ya da şöyle sorayım bu yıla damga vuran dizi hangisiydi?
 
UÇ:  Hımmm. Güzel bir bakış açısı. 2017 yılını şöyle bir düşündüğümde "Aman süper" diyemediğimi fark ettim. Fakat tek tek dizilerin üstünden geçerken belki unuttuklarımı hatırlarım, fikrim değişir. Bana diziler bakımından çok güçlü bir yıl gibi gelmedi. Bu yıla damga vuran diziye gelince... Dizilere şöyle bir bakıyorum, bir sürü kısa ömürlü dizi olmuş. Hem de çok. Senenin ilk çeyreğinde başlayıp halen süren 5 dizi var. İstanbullu Gelin, Fazilet Hanım ve Kızları, Fi, Payitaht ve Yeni Gelin... 13 dizi bitmiş. Fi'yi de dışarıda tutabiliriz çünkü reyting rekabetinde değil. Galiba bu soruya genel olarak maskülen diziler diye cevap verebileceğim, sektörü sarsan bir dizi olmadı sanırım.
 


IBS:
Bana göre yılın dizisi İçerde'ydi. Uzun zamandır kadın-erkek, genç-yaşlı diye ayırmadan herkesin böyle izlediği, konuştuğu bir dizi olmamıştı. Ben "dışarda"ydım. Bir türlü fırsat bulup izleyemedim. Ama bazen dışarıdan bakınca bir şeyin etkisini görmek daha mümkün oluyor. Bir dönem herkes birbirine "İçerde misin?" diye soruyordu sanki. Çağatay Ulusoy'un ve kadrodaki pek çok oyuncunun kariyerinde de büyük bir yükselişe sebep oldu.
 
UÇ: Tam "Sektörü sarsan dizi olmadı" dedim, ama "Fi" var işte. Düpedüz yeni bir alan açtı. Gerçi ondan evvel Blu tv'nin Masum'u vardı di mi, ama Fi hem ücretsiz yayınlandığı için hem de tanıtım bakımından, bu yeni alanda başı çekti demek yanlış olmaz herhalde. 
 
IBS: Fi'nin başarısı gerçekten çok beklenmedik oldu benim için. Arkasında Ay Yapım olduğu, çok satan bir roman serisinden uyarlandığı ve yıldız bir kadrosu olduğu için belli bir başarıyı bekliyordum ama Türkiye'de yeni açılan online platformu bu kadar hızla kitleselleştireceğini beklemiyordum. Gerçekten bence de İçerde'den sonra, hatta belki dediğin gibi yeni bir alan açmak açısından, ondan da çok etkili oldu. Epeyce bir dönem de "Minnoş bir kedi değilsin", "Kırmızı tüy" ve "Su içme"yi konuştuk. 

UÇ:  Trt1 resmi kanal olarak hikayesi, bölüm sayısı belli olan proje diziler yapabiliyor fakat "İçerde" özel bir kanalda hem ses getirmesi hem de reytinglerde çok başarılı olmasıyla öncü olabilirdi. Fakat ardından gelen, yani bu stratejiyi izleyen olmadı galiba. Kesin cümleler kurmak istemiyorum, haksızlık olmasın unuttuğum varsa. Var mı senin hatırladığın?
 
IBS: Yılın başarılı dizilerinden "Anne" de benzer bir yol tercih edip ilk sezonda final yaptı. Aradaki fark Anne'nin sezon sonuna doğru ivme kaybetmeye başlamasıydı. İçerde'den beklendiği gibi bir "Bu başarıyla mutlaka devam etmeli" beklentisi oluşmamıştı Anne'den... 
 
UÇ:  Ok. Fi'ye dönersek,  malum bu sezon bitiyor. Azra Kohen'le ilgili bir haber oldu geçenlerde. Ben bu konuda yazarla aynı şekilde düşünüyorum. Eğer amaçtan sapıldığını düşünüyor ve içine sinmiyorsa bitirilmeli. 



IBS: Dizinin ikinci sezonu bir hızlanma, sanki kontrol dışı bir acele, yüzelselleşme hissediyorum ben de. İlk sezondaki psikolojik gerilimin ince ince işlenişini göremiyorum bu sezon. Bu durum, dizinin sezon-bölüm sayısındaki karar değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Sürekli farklı bilgiler yayıldı bu konuyla ilgili. İlk sezondaki katmanlı, ince işleyiş sürseydi sezonlarca  izleyebilirdim. Ama yazarıyla yaşanan sorunlar bir yana, sadece online platform alışkanlığı yaratma bakımından değil (Dizinin 17 milyon tekil, 100 milyonun üzerinde izlenmesi var. Variety dergisi Fi'yi mega-hit olarak tanımlamıştı bir makalesinde.) insan psikolojisi ve sanat konularını böyle geniş kitlelere izletebildiği için de başarısı büyük.
 
UÇ:  Yanlış anlama fakat Fi'nin varoluş biçimi öncelikli olarak bir dizi değil, yazarın bir misyonu var. Dolayısıyla "yazarıyla yaşanan sorunlar" sözüne katılmıyorum... Karşılıklı anlaşmayla ilgili sorunlar mı desek acaba. Eğer dizi bu misyondan sapmışsa bitmeli. Bunun dışında Puhu Tv'nin yasal ve ücretsiz yayıncılığı takdire şayan. Devam ettirebilirler inşallah. Bu arada bir de Netflix olayı var.
 
IBS: Netflix konusu çok heyecan verici. Netflix, O3 Medya ile ortak olarak ilk orijinal Türkçe dizisini çekmeye hazırlanıyor. Çağatay Ulusoy'un başrolünde olacağı dizinin hikayesinin de Osmanlı efsanelerinden esinleneceği duyuruldu. Netflix'İn dünya üzerindeki etkinliği ve popülerliği bir yana orijinal projelerindeki başarısı heyecan duymaya sebep oluyor tabi. Fantastik-tarihi bir proje olması da benim için merak uyandırıcı. Peki, sene boyunca hangi dizileri izledin? Devam ettiğin, beğendiğin, hayal kırıklığına uğradığın ya da yarım bıraktığın diziler oldu mu?
 
UÇ: Bir düşüneyim.... Başladığım ve bıraktığım o kadar çok dizi oldu ki... Bazen dizinin sarmayışından yani sıkıldığım için bazen istemeyerek, vakitsizlikten.... Sene başından başlayarak hemen hızlıca sayarsam, Bu Şehir Arkandan Gelecek'e başladım, bıraktım,  Adı Efsane keza, İstanbullu Gelin, Aşk ve Gurur, Kara Yazı, Fi, Cesur ve Güzel, İkisini de Sevdim, Kalp Atışı, Bu Sayılmaz, Yüz Yüze, Çukur, Siyah Beyaz Aşk.... Yakaladığım yerden biraz izleyip ilgimi çekmeyen diziler de var... İzlediklerime gelince, yaz sezonunda yayınlanan Ateşböceği'ni komple izledim, çok da tatlı bir dizi oldu. Halen Faziletleri, Ufak Tefek Cinayetleri ve Dolunay'ı izliyorum. Dolunay yarın final malum. Daha tatlı tatlı sürebilecek, güzel akacak yan hikayeleri vardı ama ana hikaye bakımından demini almıştı sanki. İzlemek isteyip de bir türlü başlayamadığım diziler de var.  Bir de şu sıralar "Siyah Beyaz Aşk" çok ivmelendi. Oyuncuları seviyorum, hevesle başlamıştım,  hikayeyi doğru bulmadığım için devam etmemiştim, fakat merak ediyorum yine de, ucundan tutabilsem bir şans daha vermek istiyorum. Başlayacak dizilerden en çok merak ettiklerim Jet Sosyete ve Fatih. Seninkiler neler?
 
IBS: Bir kısmı seninkilerle ortak. İlk bölümünden heyecanla başladığım ve uzun süre beğenerek izlediğim iki dizi vardı: Vatanım Sensin ve İstanbullu Gelin. Her ikisini de benzer nedenlerle bıraktım. Ana erkek karakterlerin kadın karaktere olan davranış şekli beni çok rahatsız ettiği ve bunu görmezden gelmemi sağlayacak bir bağlılık duymadığım için ikisine de veda ettim. İstanbullu Gelin'de aklım kaldı aslında çünkü senaryosunun inceliğine, derinliğine ve rejisine hayran olduğum bir dizi. İstanbullu Gelin, ilk bölümlerde beklenen yükselişi gösteremeyince senaryo el değiştirdi ve Teşrik-i Mesai görevi devraldı biliyorsun. O noktadan sonra ruh kazandı dizi. Karakterler, karikatür gibi iyi ve kötülerden, derinliği olan gerçek karakterlere dönüştüler.. Deniz Akçay ve Teşrik-i Mesai, örneğine pek rastlamadığım bir şefkatle ele alıyorlar karakterlerini. Yaptıkları işi çok seviyorlar ve onlar da izleyici gibi o karakterin hikayesini merak ediyorlar, belli ki. Öyle olunca da dizi karakterlerini seviyorsun, özlüyorsun, oturup o iki saat onlarla ahbaplık etme istiyorsun. Keşke her dizinin senaryosunu Teşrik-i Mesai yazsa. Ama sonradan dahil oldukları konu çok klişe olunca ve Faruk-Süreyya ilişkisinin yapısı beni rahatsız ettiği için diziye devam etmedim. Sen de Deniz Akçay'ın yazdığı Bana Sevmeyi Anlat'ı severek izliyordun değil mi?

 
UÇ:  Evet, "Bana Sevmeyi Anlat" başından sonuna çok sahiplenerek izlediğim bir dizi olmuştu. Sen İstanbullu Gelin'i de artık Deniz Akçay yazacakmış dediğinde, izlemeye dönsem mi dedim ama aradan epey zaman geçmişti. "Bana Sevmeyi Anlat"ta hem cümleler yani ayrıntılar hem de bütünün yani senaryonun ilerleyişi çok doyurucuydu. Adalet, haklar, affetmek gibi temel sorulara bakış açısı sunabilen, bunlara cevap arama cesareti gösteren bir diziydi. Şubat gibi final yaptığı için izlediğim diziler içinde saymadım onu bu yılın dizisi olarak. Yoksa favorilerimden.
 
IBS: Ben sadece birkaç sahnesine rastlamıştım BSA'ın ama diyalogları hemen içine çeken bir gerçekçilikteydi. Yıl boyunca izlediğim diğer dizilere dönersem... İlk birkaç bölümüne şans verip bıraktığım diziler: Siyah Beyaz Aşk (Çift uyumu yüksek ama senaryosu hayli zayıftı), Yüz Yüze, Çoban Yıldızı, Kara Yazı (Sevdiğim bir diziydi ama büyük sorunları vardı).. Tamamen izleyicisi olduğum eksiksiz, kaçırmadan izlediklerimse: Fi, Fazilet Hanım ve Kızları ve yoğun tavsiye üzerine yetiştiğim ve fena tutulduğum Ufak Tefek Cinayetler. "Fi" içlerinde konu olarak bana en çok hitap eden. Fazilet, konu ve tür olarak aslında bana uzak ama Hazan'ın annesine karşı verdiği onur mücadelesi ve Sinan'la arasındaki aşkın içtenliği beni dizinin bağımlısı yaptı. Ufak Tefek Cinayetler'se anlatım dilinin farklılığı, entrika-gerilim gibi tanımlayabileceğimiz konusu ve iyilik-kötülük tartışmasıyla çarptı beni resmen.
 
UÇ:  "Fazilet Hanım ve Kızları" yoğun dram olmasına rağmen bende bir şekilde mizah duygusu yaratıyor ve izlerken eğleniyorum. Buna sebep olan da yine diyaloglardaki özen, ayrıntılar sanırım. Tabii oyunculuklar da... Hepsi bir bütün. Ufak Tefek Cinayetler'e başta uzaktım ama yeni dizidir, bir bakmalı, şans vermeli deyip bir başladım ve ne göreyim, tam benlik bir diziymiş. Hepimiz Oya'yız. Böyle mikroskobik bakabilen bir diziye çook ihtiyaç vardı.
 

IBS:
Fazilet Hanım ve Kızları'nın (özellikle ilk sezondaki) mizahı beni de diziye bağlayan özelliklerinden biri oldu. Kendi yoğun dramıyla bile dalga geçen ama göze batmayan, doğal bir mizah anlayışı var dizinin. Mizah konusunda ekip uyumu çok önemli bence. Özellikle de böyle altı çizili değilse. Senaryoda sezdirilen espriyi yönetmenin ve oyuncuların sezip en doğru doz ve zamanlamayla aktarması tam bir ekip uyumu gerektiriyor. Ben FHK'da bunu özellikle geçen sezon Murat Saraçoğlu'nun çektiği Hazan-Sinan sahnelerinde hissediyordum. Ufak Tefek Cinayetler, ülkemizin pek alışık olmadığı bir anlatım diline sahip. Tür olarak bana biraz Pretty Little Liars'ı ve Desperate Housewives'ı hatırlatıyor. (Big Little Lies'a benzeten de çok ama ben henüz izlemedim onu) Amerikan banliyö hayatı, üst-orta sınıfındaki güç savaşları gibi bir ortak konusu var. 'Sarmaşık' bu bakımdan çok tanıdık. Ama iyi ve kötünün savaşını felsesi olarak tartışırken karakterlerin iç dünyalarına inişi, "kesin doğru"ları tartışma şekli öyle başarılı ki.. Bir haftada maratonla tamamladım diziyi ve müptelası oldum.
 
UÇ:  Benim için "Ufak Tefek Cinayetler" ilişkileri çok güzel yansıtıyor. Biraz yakından bakınca görüyorsun ki can ciğer samimi insanlar bile birbirine laf sokuyor ve böylece gururunu kurtarıp sonra bir şey olmamış gibi ilişkisine devam ediyor. Sürekli bir güç savaşı bence çok yorucu. Oya ve Edip arasındaki dostluk daha normal, ötekisi boğulmamak için sürekli suda çırpınma gibi. 
 
IBS: Ufak Tefek Cinayetler'le ilgili başta bir iki sorunum oldu aslında benim. Kurguda tesadüften hiç hoşlanmıyorum ve Oya'yla Serhan'ın sürekli karşılaşmalarıyla ilişkilerinin başlamış olması beni biraz rahatsız etti bu açıdan. Bir de Merve'yle Pelin'in yaptığı kötülüklerin adeta bölümlük maceralar gibi bir yere varmadan her bölüm sıfırlanıp yenilenmesi de bir yerden sonra sıkıcılaştı ama bunun dışında diziden her şeyiyle çok büyük bir keyif alıyorum. Senin için senenin sürpriz denebilecek, şaşırtıcı olayları nelerdi?
 
UÇ:  Şaşırmadım galiba hiçbir şeye  Aklıma gelen bir şey yok. Ha bir ara Kanal D'de dizilerin yerleri değişti sürekli, bir kararsızlık dönemi yaşandı. Bu tip sektörel bir şeyi kastediyorsun herhalde... 
 
IBS: Benim için Ufak Tefek Cinayetler'in başarısı büyük sürpriz oldu mesela. Dolunay'ın makul denebilecek bir izlenme oranı varken günü kaydırıldı UTC için. İlk tanıtımdan itibaren de konu olarak da anlatım dili olarak da izleyicimize uzak gibiydi ama özellikle AB grubunda 10 üzeri reytinge bile varıyor dizi.  Tim's & B'nin iddialı projesi Yüz Yüze'nin ikinci bölümde sonlandırılması, Erkan Petekkaya'nın çok iddialı Kayıtdışı disinin başarısızlığı sürpriz oldu. Fi'nin -az önce de konuştuğumuz gibi- online bir dizi olarak hem çok izlenmesi hem çok konuşulması ve İçerde'nin büyük başarısına rağmen tek sezonda bitirilmesi senenin sürprizleriydi benim için.

UÇ:  O zaman Kara Yazı'nın 6 bölümde final yapması şaşırtıcıydı diyebilirim. Sema Ergenekon - Eylem Canpolat "Kara"lı dizileriyle başarılı gidiyorlardı, fakat "Kara Yazı" böyle olmadı. "Siyah Beyaz Aşk" da onların projesiydi, değil mi?
 
IBS: Evet onlarındı. O olay da çok tuhaf. O proje ilk önce "Siyah-Beyaz" adıyla Ay yapım projesi olarak Star'da  başlıyordu. Kıvanç Tatlıtuğ ve Tuba Büyüküstün başrollerdeydi. Sonra senaryoyla ilgili sorunlar yaşandığı gerekçesiyle Ay Yapım "Cesur ve Güzel"i hazırlamaya başladı. Siyah Beyaz Aşk'ın hem kanalı, hem yapım firması, hem oyuncuları hem de adı değişti. Hatta artık senaryo da el değiştirdi. Şu anda ana konu dışında her şey faklı. Dizi aynaya baksa kendisini tanıyamayacak.
 

UÇ:
  Başka bir ilginç durum da, kanalların yıldız isimlerle anlaşıp sonra bir projede hem fikir olunamaması. Engin Akyürek'in, Barış Arduç'un, Elçin Sangu'nun yeni dizilerini bekledik mesela, olamadı işte. Başkaları da vardır, varsa hatırladığın...
 
IBS: Başka aklıma gelen bir isim yok benim de. Bu yapım firması-oyuncu ya da kanal-oyuncu anlaşmalarına çok sıcak  bakamıyorum ben. Verimsiz geliyor. Gerçi "İçerde" gibi iyi örnekleri de var ama ... Bu arada bu seneden bahsederken Ay Yapım'a değinmeden edemeyeceğim. Ülkenin en güçlü yapım firması, bulunduğu durumu korumaya yönelik hareket edebilecekken "Fi" gibi bir maceraya çok büyük yatırım yaparak, "Ufak Tefek Cinayetler" gibi riskli bir projeye girişerek yeni ve farklı alanlar açtı sektöre. Bu şekilde risk alıp başarılı olarak yeni ve farklı işler denemek isteyen kişilere de yol açılmış, imkan sağlanmış oluyor. Sektöre büyük katkı gerçekten.
 
UÇ:  Bu senenin bana göre bir başka ilginç ve önemli bir olayı da epeydir beklenen Tuba Büyüküstün - Kıvanç Tatlıtuğ partnerliğiydi. Eğer hikaye daha başarılı olabilseydi, şu an dizi sürüyor olurdu. Yine de çift olarak sevildiler. Yılların beklentisiydi  Bu senenin önemli olaylarından biridir bu bakımdan Cesur ve Güzel.
 
 
IBS: Performanslara da bir değinelim madem. Senin için senenin öne çıkan performansları nelerdi? 
 
UÇ:  Tabii izlediğim diziler için konuşabilirim...  Şimdilerde Gökçe Bahadır'ın Oya'daki performansından hoşlanıyorum.  O soğuk, donuk, sakin elektriği hoşuma gidiyor. Huzurlu geliyor.  "Edip" karakterindeki Selim Bayraktar'ın performansı da öyle. Hele son bölümden bir öncekinde, Merve'ye karşı o kaşı kalkık, avcı gibi kurnaz ve kendinden emin bakışıyla, "İşte nihayet sizi de yakalayan çıktı kızım Merve" diye hissetmiştim. Selim Bayraktar'ın Muhteşem Yüzyıl'da da çok beğendiğim bir performansı olmuştu, ne diyeceğini şaşırdığı bir sahnede. Süperdi. Onun dışında "Dolunay" olsun, "Ufak Tefek" olsun, "Fazilet" olsun bütün ekipleri başarılı buluyorum.
 
IBS: Benim her zaman bir Halit Ergenç hayranlığım vardır. Vatanım Sensin'le zirveye çıktı bu durum. O kadar usta ki, gözünü kırpmadan duygudan duyguya geçiriyor izleyiciyi. Ekran karizması da inanılmaz... Aslı Enver'in Süreyya'sı yılın en güzel performanslarından biriydi. Çok sıcak, samimi bir performanstı. "Süreyya" diye bir kadın var. Her kalbi kırıldığında gidip ona sarılmak, destek olmak istiyorsunuz. Serenay Sarıkaya sürpriz oldu benim için. Oyunculuğuna aşina değildim, izlememiştim daha önce ama Fi'nin en iyi performansı ona ait bence. Duru'nun bastırılmış 'Minnoş kedi'den yırtıcı kaplana geçişi o kadar dozunda ve gerçekçiydi ki, ne hissediyorsa ben de hissettim izlerken. Fazilet Hanım ve Kızları'nın iki genç oyuncusu Deniz Baysal ve Alp Navruz da bu yılki favorilerimden. Hazan ve Sinan karakterleri kolaylıkla karikatürleşebilecek, bıçak sırtı rollerken her iki oyuncu da karakterlerini derinleştirmeyi ve özgünleştirmeyi başarmış. Deniz Baysal'ın duygu çeşitliliği çok zengin. Alp Navruz da özelikle reaksiyonda çok doğal ve samimi. Antipatik bir karakteri sevimli hale getirererek sevdirmek de büyük başarı. Bu konuda Aslıhan Gürbüz de olağanüstü. Merve'yi öyle sevimli bir hale getiriyor ki çok kızamıyorum bile. Aslıhan Gürbüz'ü daha önce de çok beğenirdim ama Ufak Tefek Cinayetler'de şahane bir performas çıkarıyor. Her sahneyi çalıyor desem yeridir. Ben Gökçe Bahadır'ın performansına ikna olamıyorum. Fazla mesafeli geliyor, bu Oya'nın soğukluğu da değil. İzleyici olarak o karakterle göz teması kuramıyorum sanki bir türlü. İkna olamadığım diğer performas da Ozan Güven'in Can Manay'ı. Biliyoum, yılın en beğenilenlerinden ama ben ekranda Can Manay'ı hissedemiyorum bir türlü. Etrafındakileri karizmatik görünerek etkilemeye çalışan bir ergen enerjisi görüyorum. Son olarak, Mert Fırat. Daha önce özel bir beğenim yoktu kendisine ama UTC'nin özellikle romantik sahnelerinde öyle inandırıcı ki.. Şimdiye kadar gördüklerimin en iyilerinden belki de. Oyunculuklar açısından çok güzel bir yıl oldu benim için. Bayılarak izlediğim çok performans odu.
 
UÇ: 2018'de başlayacak dizilerden hangilerini merak ediyorsun? Demin ben "Jet Sosyete" ve "Fatih" demiştim. Şahsen komik diziye hasretim. Şöyle başından başlayarak sürekli güldüren bir dizi olsa diyorum. Gülmekten gözümüzden yaş getirse...
 
IBS: İyi bir komedi dizisine ben de hasretim. İşler Güçler kalitesinde ve yapısında bir işi dört gözle bekliyorum. Gelecek projelerden henüz ilgimi çeken yok. Tanıtımları izleyince belki fikrim değişir. "Mehmet Bir Cihan Fatihi" ve Uğur Yücel'in yöneteceği "Nefes Nefese"yi biraz merak ediyorum bakalım.
 
UÇ:  Dizilerin ilk duyuldukları isimler güzel oluyor, orjinal oluyor. Mesela bu senenin dizilerinden "Ölene Kadar"ın adı başta "Müebbet"ti, değiştirdiler, sıradan, çok duyulmuş bir isim yaptılar.  Şimdi "Mavera" "Nefes Nefese" olmuş, "Fatih" deyince herkes anlıyordu, o da değişmiş. Kısa ve farklı isimler bence daha akılda kalıcı oluyor. Mavera'yı ben de merak ediyorum. Bir de Onur Tuna'nın yeni dizisi Altın Tepsi'yi. İlk kez maskülen bir dizide oynamayacak galiba. Konu hakkında pek bilgim yok ama. Dizinin adı da ilginç. 
 
IBS: Onur Tuna'ın ilk maskülen olmayan projesi değil aslında. "Benim İçin Üzülme"de de oynamıştı. "Altın Tepsi" hakkında bir fikrim yok şimdilik, bakalım. Televizyonla ilgili yeni yıl dileğin varsa, onunla bitirelim mi madem. Gelenektir...  
 
UÇ:  Durum dizileri amenna, ama olay dizilerinin bölüm sayıları, senaryoları başından belli olsun. Zaten oyunculuklar, çekim  kaliteleri sinema filmi gibi oluyor. Bir tek hikayeler çekilip uzatılmazsa iyi olacak. Dizi süreleri kısalsın. Bir çok diziyi izleyemiyorum bu yüzden. Beren Saat ekrana dönsün. Daha çok komedi dizisi olsun, izlensin, tutsun. Pazartesi Çukur, Söz, salı Edho, çarşamba Diriliş, pazar Savaşçı... Kumandalar hep erkeklerde mi, araştırılsın. Herkes için sevgi, saygı, nezaket, adalet, içtenlik, mutluluk dolu bir 2018 olsun. 
 
IBS: Ne güzel dilekler. Benim de en çok katıldığım, dizi süreleri 60 dakikaya insin. Böylece içerik kalitesi artsın, biz de her işe şans verebilelim. Ayrıca yeni, cesur, ufuk açıcı projeler ekranı doldursun. Hem sektör çalışanları hem izleyici mutlu olsun.
 

UÇ:  İyi seneler... 



Paylaş

Yorum yapın

Tüm Yazılar