Bence Artık Sen de Herkes Gibisin*

Işınla Bizi Scotty 9.12.2017 Fazilet Hanım ve Kızları
Fazilet Hanım ve Kızları


Hazan Gibisin

Fazilet Hanım ve Kızları'nda en sevdiğim cümlelerden biri bu. Beş kuruşsuz kalan Sinan ve Hazan'ın kendi imkanlarıyla eğlendikleri, saatlerce sohbet ettikleri, balıkçı barınağında sabahladıkları gecede, Hazan'ın 7 yaşından beri çalıştığını, pazarda limonata sattığını, ayakkabı boyadığını, garsonluk yaptığını, temizlik yaptığını, yine de eğlenceli bir çocukluk geçirdiğini öğrenen ve onu hayranlıkla dinleyen Sinan'ın sözüydü bu. Aynı zamanda tanıdığı kimseye benzemeyen bu kıza aşık olmaya başladığını iyiden iyiye fark ettiği sahneydi de. 
 
-Böyle çok..
-Kız gibi miyim?
-Hazan gibisin.
 
Bu iki kelime şunu anlatıyordu aslında: İnsanların biçtiği, herkesi uyum sağlamaya zorladığı güzellik kalıplarının dışında, kimseye benzemeyen, kendine özgü, bu yüzden özel ve değerli birisin sen. Kimse gibi, hiçbir şey gibi olmak zorunda değilsin. Sen sadece kendin gibisin, Hazan gibisin.
 
Bir adamın, kendi gibi olmaktan asla vazgeçmeyen; erdemli ve onurlu bir kıza duyduğu hayranlıkla başlayan, onun "özü"ne duyduğu aşkı tanımladığı için de çok değerli bir cümle bu.
 


Hepimiz bunu aramıyor muyuz hayatımızda? İçinde boğulmadan hayatta kalmaya çalıştığımız bu devasa kalabalıkta, elimizi tutacak, bize o kalabalıktan ayrı, özel ve değerli olduğumuzu hatırlatacak, "gerçek" bizi sevecek insanları aramıyor muyuz? Her sabah makyajımızı yapıp, kostümümüzü giyip, sahneye çıkıp toplumun bizden beklediği rolü oynayıp kulise koşmayı beklemiyor muyuz? Gerçek düşüncelerimizi kendimize saklayıp, onaylanmak ve kabul görmek için çırpınıp, hırs ve rekabet karşısında dişlerimizi sıkıp, yorulmuyor muyuz? Biri bizi bütün bu makyajdan, kostümden, mecbur bırakıldığımız performansımızdan arınmış olarak sevsin, o öze değer versin ve bütün bu yorgunluklarda elimizi tutup bize "Hazan gibisin" desin... 
 
Sadece bir cümle değil; dayatılan bütün kadın, erkek,  güzellik, başarı, güç normalarına karşı kendin gibi olmanın, özel olmanın, bu hayata varlığınla değer katıyor olmanın bir övgüsüydü "Hazan gibisin".
 
Fazilet Hanım ve Kızları'nın vardığı noktadan memnun olmadığımı hep dile getiriyorum. Bu hayal kırıklığım, dizinin başta beni kendisine bağlayan, savunduğuna inandığım değerleri terk etmiş olduğunu görmek yüzünden. 
 
Malum, Hazan son bölümlerde fiziksel bir değişim geçirdi. Makyaj yapmaya, fön çekmeye, şık ve "kadın"sı giysiler giymeye başladı. Toplumun ondan beklediği "kadın"  görüntüsüne kavuştu sonunda. Evet, bu yeni haliyle Hazan çok güzel görünüyor ama onun güzel olmak için allığa, fara, topuklu ayakkabıya ihtiyacı olmadı hiç. Annesinin hırslarıyla perişan olan evini tek başına temizlemeye çalışırken, yüzü gözü çamura bulanmış haliyle de güzeldi Hazan, "Yalınız batsın!" diye kafa tuttuğunda da, annesine karşı kardeşini öfkeyle savunur ve direnirken de, aşık olduğu adamla ceplerinde beşpara olmadan sabaha kadar sohbet edip kahkalar atarken de... Aşkına bulduğu karşılıktan yüzü kızarırken de... Hazan hep güzeldi.
 
Dizinin 25. bölümünde rastladığım iki konunun beni çok rahatsız etmesinin nedenlerinden biridir "Hazan gibisin" cümlesi ve temsil ettiklerine verdiğim değer.
 
Rahatsız edici bulduğum ilk konu, Sinan'a Hazan'ı  tanımadığı söylenerek yapılan haksızlık. Hazan'ın zorla sokulduğu kozmetik kampanyasında mutlu olmadığını, hiçbir zaman yer almak istemediğini, bu kampanyayı sahiplendiğine inanamadığını söylediği için Sinan'ı "onu tanımamakla" suçlamak sadece Sinan'a haksızlık değil aslında. Bir kadının güçlü ve bağımsız kişiliğine hayranlık duyup aşık olmayı; başkalarının dayattığı bir güzellik kalıbının ötesini görüp, değer vermeyi de aşağılamak aynı zamanda. 


Rahatsız edici bulduğum diğer konu ise; Hazan'ın içindeki kız çocuğuyla, kendisiyle barışmasının da yine bu kozmetik kampanyasına bağlanmaya çalışılması. Hazan o barışmayı çok önce yaşamıştı. Kendine güvenmeye ve kendini sevmeye başlaması bu kampanyayla olmadı.  Sinan'ın "Seni kaybetmeyeceğim" sözüne verdiği "Beni kaybetme" cevabı onun bir kadın olarak kendisiyle barıştığının, saklanmayı bırakıp aşık olunmayı, sevilmeyi kabullendiğinin, kendisini buna değer görmeye başladığının ve ihtiyacı olan özgüvene kavuştuğunun kanıtıydı zaten. "Mesele yüzündeki boyalar, süslü püslü elbiseler, giydiği topuklular değil"di gerçekten; mesele Hazan'ın kendisi gibi kalarak, başkalarının biçtiği normlara girmeye çalışmadan aşkla edindiği özgüvene kavuşmasıydı.  
 
Bu dizi şimdi bir aşk üçgeni sürdürebilmek uğruna savunduklarını çöpe atsa da başta basit bir çirkin ördek yavrusu hikayesi değildi. Kısa yoldan zengin olmak uğruna her şeyi yapabilecek, dış güzellikten ve zenginlikten başka bir değere inanmayan erdemsizliğe karşı; dürüstlüğün, onurun mücadelesini anlatan bir hikayeydi. Ve etrafında gelişen aşk hikayesi de buna övgüydü.
 
Hazan, kızının eğitimini hiçe sayıp sadece güzelliğini kullanarak, kısa yoldan zengin olmak ve yükselmek isteyen annesinin karşısında; dürüstlüğüyle, kimseye karşı ezilmeden, olduğu ve olmadığı her şeyden gurur duyarak, hayatını kendisi kazanmak için çırpınmanın bir onur sembolü olarak bulunuyordu bu dizide. Nasıl ki hikayenin başından beri Egemen Kozmetik'in yüz güzellik yarışması, zengin ve gösterişli bir hayatın anahtarı olarak sembolize edilmişse, Fazilet'in ona ulaşmak uğruna yaptıkları çıkarcılığın ve köşe dönmeciliğin sembolüyse; ona direnen, kardeşinin bu amaçla kullamasına karşı çıkıp eğitimini tamamlaması için uğraşan Hazan da dürüstlüğün ve onurun sembolüydü. 
 
Fazilet'in kazanmak için arsızca her şeyi yaptığı, o kozmetik kampanyasının yüzü olmaktan gurur duyar hale gelmesi Hazan'ın, bu hikayede temsil ettiği değerleri de kaybetmesidir bir anlamda.  Bir kadının içinde "saklı olan güzelliği" fikirleri, çalışması, üretmesi olarak değil; lansmanda da söylendiği gibi, allık ve farla yüz hatlarını belirginleştirmesi olarak gören bir kozmetik firmasının temsilcisi olması; hayatını sadece dış güzellik için modellik yapmaktan kazanıyor hale gelmesi, hatta bu firmaya ortak olmak istemesi, Hazan'nın Ece'leşmesi ve Fazilet'e yenilmesidir aslında. Hikayenin başında annesine "Ece'nin elinden defteri kalemi aldın, ruj verdin. Alkış mı bekliyorsun benden? Bu kızın güzellikten başka düşünecek bir şeyi yok mu?" diyerek hesap soran Hazan'ın temsil ettiği değerlerin mağlup olması, Fazilet'in kazanmasıdır.
 
Şu an geldiğimiz noktada, emek vermeden, çalışmadan, üretmeden kısa yoldan zengin olmaya ve yüzeysel bir dış güzellik algısı üzerine kurulan dünyaya bir eleştiri getiren Fazilet Hanım ve Kızları artık kendi savını da kaybetti. Söyleyecek bir sözü, savunduğu değerleri varken Hazan gibiydi o da. Şimdi bu diziye söylenecek tek şey kaldı benim için:
 
Bence artık sen de herkes gibisin


* Nazım Hikmet Ran - "Herkes Gibisin"


 


Paylaş

Yorum yapın

Tüm Yazılar