Uzun Çorap ve Işınla Bizi Scotty 'Fazilet Hanım ve Kızları' otuzuncu bölümünü konuştu

Binbir Tv 14.1.2018

Işınla Bizi Scotty: Fazilet Hanım ve Kızları'nın dün akşamki bölümü tüm gruplarda, belki de şimdiye kadarki en yüksek reytinglerini getirdi. Bölüm çoğunlukla Yasemin ve Fazilet ağırlıklıydı. O kadar ki, Yasemin'in çocukluğu, yetiştirme yurdu, bu hayata nasıl girdiği, engelli çocuğu, onunla arasındaki ilişki... Bütün bunların çok detaylı ve uzun uzun incelendiği bir bölüm olmuş. Gerilimi de duygusu da yoğun sahnelerdi. Reytingleri böyle olumlu etkilediğine bakılırsa, seyirciye ulaşmış da. Sen nasıl buldun Yasemin sahnelerini? 

Uzun Çorap: Sohbetin başında doğrudan göbekten, zor bir soru sordun. Yasemin bu bölümde çok ağladı. Çok ağlamasının yarattığı tahribat bir yana, kendisine inanmadığım için ağlaması duygusal olarak bana geçmedi. Kızına bu ağlamalara eşdeğer bir değer verdiğini düşünmüyorum. 
 
IBS: Yasemin'in böyle bir dramı olduğu, ilk sezon boyunca hiç sezdirilmedi. 'Bu kadın neden herkese böyle düşman, neden kimseyi sevmiyor, bu hırs da nedir?' gibi soruların böyle bir cevabı olabileceğini düşündürecek bir şey olmadı. Yakın zamana kadar tek derdi, 'Siz beni istemediniz, beni hor gördünüz.' gibiydi. Belli ki bu yetiştirme yurdu geçmişi ve çocuk konusu sonradan akıl edilmiş bir çözüm. Alt yapısı yapılmadığı için ben de çok ikna olmadım ama işlenişi duygu olarak geçti bana. Yasemin karakterindeki bir kadının, hırsları ve 'kendini kurtarma' uğruna bu duygusal bölünmeyi yaşayabileceğine inandım sanırım. Devamında, sahildeki uzun kendi kendine kalış sahnesiyle iç dünyasına epeyce girdik. Reytingler de onun hikayesini sevdikçe Yasemin'i daha çok izleriz herhalde. Fazilet'in onun ipliğini pazara çıkarmak için yaptıkları da epeyce yer kapladı bölümde. Fazilet bölümün sonunda çocuğu  'Bak annesi, sana kimi getirdim' diyerek yalıya getirdi. Sanırım çocuğun, yeni çalışan Sevda'nın kızı olduğunu söyleyecek. Yasemin'i de hep gerçeği açıklamakla tehdit edecek. Mümkün mü sence bu teori? Sevda'ya bunu emrivakiyle nasıl kabul ettirir, bilemiyorum tabi.
 


UÇ:
A! Hiç böyle bir tahmin aklıma gelmemişti. Sevda'nın çocuğu diyorsun ha... E çocuğu salıverince çocuk gidip Yasemin'e sarılmayacak mı... Gerçi yeni bölümün fragmanı çıktı. Fazilet Yasemin'i tehdit ediyor. Yani dediğin gibi olabilir. Öte yandan, eğer bu çocuk Sevda'nın çocuğu diye bilinirse ve Gökhan buna rağmen Sevda'ya meylederse Yasemin buna hem şaşırır hem de canı daha çok yanar. Boşu boşuna kızımı ateşe atmışım diye. Düşünsene çocuk kaç yaşında ve evde bir kadın dışında hiç kimseyi görmeden büyüyor. Hiç başka bir çocuk yok, akranı falan yok. Zihinsel yetenekleri falan da körelir böyle. Sonra bu çocuk okuma yazma falan nasıl öğrenecek, şimdi 5 yaşında falan olsa, e okul çağı gelince ne yapacak. Yasemin sözde kurnaz kadın. Resmen uçurumu olmayan otobandan yuvarlanmış gibi. Gül gibi rahatça yaşadığı, bol bereketli bir hayatı varken hırsıyla, olmaz katakulliler çevirdi de kızına bir hal yol bulamamış. Yani derdi kızı falan değildi. Öyle olsaydı akrabamın çocuğu derdi, ya da para biriktirip boşanırdı Gökhan'dan. Ne amaçlıyordu ki Yasemin? "Bu çocuk böyle bu evde yaşlanır gider, ben de yalımda mutlu mesut yaşarım; ayda bir de gider görürüm, yeter. Hayat bana güzel." diye mi düşünüyordu acaba? Yasemin ya da senaryo... İnandırıcı gelmiyor.
 
IBS: Haklısın. İstediği kadar kızını seviyor olsun ya da içine sokulduğu hayattan çıkabilmek için bazı şeyleri yapmak zorunda kalmış olsun; şu anda kızına karşı tavrı fedakarlık değil, bencillik bence de. Malum, denizde kum Fazilet Hanım ve Kızları'nda sinsi, entrikacı kadın karakter. Eski derdimiz Nil geri döndü. Bölümün önemli olaylarından biri de buydu. Niyetini izleyiciden gizlemedi. Sinan'ı geri istiyor. Hazan ve Sinan ilişkisinde daha ne gibi sorunlara sebep olacak diye korkmuyor değilim. Biliyorsun, epeyce sıkı bir Hazan-Sinan izleyicisiyim. Nil'in gelişi, beklenmedik ve hoş bir "Biz böyleyiz" anına sebep olsa da son birkaç bölümdür ilişkilerinde romantizm sıfır ve sadece gerilim var. Çok sıkıldım bu durumdan. İlk sezondaki, hatta sezon başındaki hallerini özlüyorum. 
 
UÇ: Senin son "Sinan Egemen'i geri verin" temalı yazında yazdığın gibi, senaryolarda ilişki öncesi bakışma, tanışma macerası iyi yazılıyor fakat sonra ya minnoşa bağlanıyor ya da sorunlar çıkıyor. Hazan ve Sinan ilk kez birlikte sinemaya gitmişlerdi mesela ama aylardır çıkıyor gibilerdi, aralarında hiç gerilim kalmamıştı. Dolayısıyla öylesi de, böyle romantiksizlik de az çok aynı ayarda. Nil'in dönüşüne gelince, isteğim şu ki, Hazan kendi aralarındayken Sinan'a öyle davranmasa da Nil'in yanında şakır şukur "Biz böyleyiz" yapsın, acımasın. Gerçi Sinan'a karşı da tavrını çok sert buluyorum; fakat Sinan'ın sınır aşmalarını artık sayamıyorum. Nil'i senaryoya dahil etmeden bir önceki olayı neydi? Ha! Hazan'ı kardeşi Ece konusunda yalnız bırakmıştı. Sinan tekeri patlamış lastik gibi savrulup duruyor. Gerçi dizinin bu dinamizmini seviyorum. Hiçbir entrika fazla sürmüyor, hop işler düzeliyor, yeni olaylar çıkıyor. Öteki türlü diziyi izleyemezdim. Tebrik ediyorum. 
 


IBS:
Sinan'daki bu garip, kabul edilmesi zor hareketlere (Ece yüzünden Hazan'a soğuk davranması ya da Nil'in ortaklığına sebep olması gibi) ben de 'sınırı aşıyor' derdim ya da Hazan'ın bu denli öfkesi ve tahammülsüzlüğünü hoş karşılardım; ama Sinan'ın karakteri, aşk üçgeni konusunda seçim diğer çift olduğu için ve bu üçgendeki rakibi Yağız'ın idealliğini parlatmak için özellikle bozuluyor gibi geliyor bana. Dünkü bölümde örneğin; Sinan, Hazan'ın toplantıya kesinlikle gelmeyeceğini söylüyor. Yağız, Hazan'a gidip "Korkuyor musun, kaçıyor musun? Benim tanıdığım Hazan o masayı Nil'e bırakıp kaçmaz." diyerek en zayıf yerinden vurup Hazan'a meydan okuyor. Sonra toplantıda bir bakıyoruz, Hazan gelmiş. Arkada Yağız'ın dramatik bir tonla "Benim tanıdığım Hazan.." konuşması. Yağız Sinan'a imalı gülümsüyor, Sinan mahçup. Böyle çok sahne izliyoruz. Sinan şaşkın ve hiçbir şey anlamıyor. Yağız hep mantığın, vicdanın sesi.. İlk sezon, hatta bu sezonun başlarında böyle değildi bu durum. Aşk üçgeni rekabeti kızışınca durum belirginleşti. Sinan'la ilişkisi bir yana, Hazan'ın artık sadece gergin, keyifsiz, amaçsız bir insan olması da karakterden soğuttu beni. Hatırlarsın belki, ilk sezonda favori karakterimdi Hazan. Değerli bir karakter olduğunu düşünürdüm. Babasını dilinden düşürmezdi. Onu örnek alırdı kendine. İdealleri vardı. Yok oldu o Hazan. Arada bir sert konuşması dışında hiçbir ortak özelliği kalmadı. Karakterleri bu kadar ters yüz edince diziyle bağı da zayıflıyor insanın.
 
UÇ: Bu bölümde ben de Hazan'a karşı soğuduğumu hissettim. Bu da Kerime ile sahnelerinde oldu. Bana göre hiç hakkı olmadığı bir işe karıştı ve bir yükün altına girdi. Kolayca yalan söylemesi, bunu şirinlikle maskelemesi falan hiç hoşuma gitmiyor. Sonuçta Kerime istese bir dakika durmaz, gerçekleri açıklar; durumu bomba gibi ortaya bırakıverir ama Hazan bunları sorgulamadan Kerime'yi basit manevralarla geçiştiriyor. Yani temelli uzaklaştırayım gibi bir planı da yok, öyle işte, anlık kurtarışlar. Kerime'yle empati yapmıyor. Verdiği sözü de tutmadı. Neredeyse Fazilet kızından daha faziletli çıkacaktı. Maalesef. Hazan'ın parayla, aşkla, varlıkla imtihanı.. Hazan yoklukla imtihanını kazanmıştı ama varlıkla imtihanında çuvallıyor gibi..
 


IBS:
Hahaha! Sevdim bu yorumu. Hazan'ı bozanın, değiştirenin ne olduğu işlenmedi hiç. Para ya da hayat tarzı değil, bütün birikimini iş için Yağız'a vermesinden biliyoruz bunu; ama senaryoların, bin bir kaygıyla oraya buraya çekiştirilirken ilk önce karakterleri feda ettiğine inanıyorum ben. En az umursanan şey karakter tutarlılığı oluyor. Hazan'ın, dizinin en erdemli ve dürüst insanıyken bu hale gelmesi saçma sapan bir durum. Kerime için 'Annelik yapacağı tuttu diye ben onu yakamam' gibi bir şey demişti. Annelik duygusunu da küçümsüyor. Sevgilisinden böyle önemli bir sırrı saklayarak bu ilişkiyi yürütebiliyor. Yağız karakterinin parlaması için bütün kahramanlıkların ona yaptırıldığından söz etmiştim ama doğrusu bu bölüm Yağız da epeyce pasifti. O mutlaka çözeceğini söylediği, babasını ilaçla hasta etme konusunu nadasa bıraktı. (O konu iki bölüm önce inanılmaz önemliyken şimdi kimse peşinden koşmuyor, öyle de acayip bir şey.) Hele işle, firmayla hiç ilgilenmiyor. "Benim bir itibarım var" diyerek bu kozmetik işini defalarca zorlamışken şimdi durumu toparlamak için kılını kıpırdatmıyor. Hatta hiçbir konuda hiçbir şey yapmıyor. Holdingle de ilişkisi yok. Nil gelmeden önce kozmetikle de uğraşmıyordu. Yağız'a da bir yere varmayan bölümlük maceralar yazıyorlar sanki. Birkaç bölüm önce lansman skandalının peşindeydi. İki bölüm önce babasının hastalığının sorumlusunu arıyordu. Ona ulaşamadı. Bu bölüm Kerime'nin peşine düştü. Onda da Sinan tesadüfen öğrendi. O kadar soruşturmaya Yağız yine bir şey öğrenemiyor. Bütün karakterler çekiyorlar bu senaryo tutarsızlığından.
 
UÇ: Aslında iyi bir yere temas ettin. Demek ki senarist adil olmaya çalışıyor. Yani hem dizi uzasın, hem izleyici tatmin olsun, hem de işin bir kalitesi olsun diye uğraşırken bu şekilde oluyor demek ki. Sen bana bu diziden ilk bahsettiğinde cümlelerin güzelliğinden, hiç göze sokulmadan verilen detaylardan, ince mizahtan vb. bahsetmiştin. Şimdi bunlar dikkat çekmediğine göre ve dizinin yüksek temposunu da düşünerek diyebiliriz ki demek ki bir koşturmaca var. Eğer bu dizi, sonu başı yani bölüm sayısı belli bir iş olsaydı şahane olabilirdi, o potansiyel var. Yine de güzel gidiyor, olaylar anlamında. Bu kadar sıradaşı olaylar çarbabuk hallolup yeni olaylar ortaya çıkıyor. Komik bir fantastiklik var bu dizide. Bu hoş bir şey ama duygusal olarak bakarsan tabii eleştiri götürür.
 
IBS: O telaşı sevemiyorum ben. Bu konuda hemfikir olamayacağız. Bana önemli olarak gösterilen bir konunun, çarçabuk paketlenip kapatılmasını sevmiyorum. İkna edilene kadar işlensin istiyorum. Karakterlere adil davranılmaya çalışıldığını düşündüğüm zamanlar oldu benim de. Hem Sinan hem de Yağız'ın birbirlerine düşkünlükleri aynı şekilde işlendi, çok altı çizilerek hem de. Ama aşk üçgenine bağlanan, yani Hazan'ı da içeren konularda Sinan'ın geri plana atılırken Yağız'ın öne çıkarıldığını savunuyorum hâlâ. Bir varsayım tabi ama, Nil yüzünden Hazan'ın başına tekrar bir şey gelirse, geçen sezon olduğu gibi Sinan'ın onu kurtarmak için ölümü bile göze alıp koştuğunu görmeyiz muhtemelen. Herhalde senaryonun bu haliyle Hazan'ı Yağız kurtarır. Üstelik Sinan'ın artık eskisi gibi davranmaması için belirgin bir sebep de yok ama bir mazeret bulunur. Tabi bu bir varsayım ama her bölüm benzer şeyler izliyoruz artık. Dizinin adı Fazilet Hanım ve Kızları, ana konusu Fazilet'in yükselme hırsıyla yaptıkları ve kızlarını içine soktuğu durumlardı. O konuya dair bir şey kalmadı artık. Baştan beri süren tek gerilim evlatlık konusu. O da bu bölüm son sahnesiyle acayip bir yere geldi. Sinan her şeyi duydu. Fragmanda da görünüyor tepkisinin büyüklüğü. Birkaç bölümdür seyirciyi duygusal olarak 'Yağız' cevabına hazırlıyorlardı zaten; babasıyla çocukluğu hakkında yaptığı duygusal konuşmalar ya da Kerime'yle karşılaşmalarıyla. Şu anda Yağız'ın durumu öğrenmeyen tek kişi oluşu ve fragmandaki olaylarla Yağız kesinleşti gibi. Ama bu konunun gizemini de bomba patlatmak gibi değil, balonu yavaş yavaş söndürmek gibi açıklıyorlar. Sen nasıl buluyorsun hikayenin bu ayağının gidişatını?
 

 
UÇ: Başından beri Yağız Kerime konusunda daha işkilliydi ve bu son bölümde de konuyu Sinan çok ciddiye almıyordu. Tabii Yağız'ın tanık olduğu şeylere Sinan'ın tanık olmamasının da bunda etkisi olabilir. Neyse, sonuç olarak Hazan ve Kerime arasındaki konuşmaya Sinan'ın tanık olması iyi oldu. Beklenmedik oldu hatta. Tempo düşmüyor. Herhalde önümüzdeki bölüm herkes Kerime'nin oğlunun kim olduğunu öğrenir. 
 
IBS: Fragmanda Sinan DNA testi sonucuna bakıyor gibi. Yağız olduğunu öğreniyorlar muhtemelen. Yağız'a "Biz seninle ağabey-kardeş değiliz" diye de bağırıyor hatta, tam Hazım gelirken. Bu çok belirgin cümleye rağmen, Yağız'ın kendisinin evlatlık olduğunu hemen bu bölümde öğreneceğini hissedemedim fragmanın genel yapısından. Daha çok Sinan'ın öğrenmesi ve tepkisi üzerineydi fragman sanki. Ama önümüzdeki bölüm de hem bu evlatlık konusu hem Yasemin'in çocuğunun yalıya gelişi hem de Nil'in planlarıyla yine tempolu bir bölüm olacak gibi görünüyor. Sinan'ın öğrendikleri yüzünden Hazan da ona karşı yumuşuyor gibi. O gergin Hazan'ı biraz olsun görmemek de iyi olacak. Aslında ilk bölümü dolayısıyla haftaya Gülizar'ı izlemeyi düşünüyordum ama FHK'nın fragmanı aklımı çeldi.
 

UÇ: Gülizar haftaya mı başlıyormuş? Hangi kanaldı?
 
IBS: 20 Ocak, Kanal D.
 
UÇ: Devam edersek, benim önümüzdeki bölümde merak ettiğim bir konu da, yani ortaya çıkmasını istediğim bir konu, Yasin'in 500 bin liralık borcu konusu. Yasin bunu Selin'le konuşacaktı. Selin Nil'den aldı, borcu kapattı ama hiç beklemediği bir şey oldu ve Yasin öğrendi. İnşallah Selin üstünü örtemez bu kez. Ece'ye yapılan kötülüklerin ardı arkası kesilmiyor. Yasemin yeteri kadar bedel ödemedi, Selin paçasını sıyıramasın bu kez. Bu arada Ece - Yasin sahneleri yine güzeldi. Tam dozunda tutuyorlar.
 
IBS: Ah, evet ben o üçlüyü unutmuşum. Yasin ve Ece arasındaki aşk hiç hafiflemedi, işlenmesi de hiç azalmadı. Dizinin en güçlü işlenen aşkı. Yine de ben bir türlü o konuyu çok önemseyemiyorum. Yine, ilk sezondaki Ece'nin annesinin hırslarına kurban edilen, saf karakterini seviyordum. Şu an Ece'ye de bir sempatim kalmadı. Yasin hiç değişmedi (O da intikam falan alacaktı bir ara, o konu da işlenmeden kapandı, gitti.) ve tanıdığımız Yasin yalıya yerleşmeyi kabul etmez ama hikaye de oraya gidiyor gibi. Gerilimler, olaylar..

UÇ: Yasin bir şekilde yalıya yerleşecek gibi. Ondan sonra seyreyle Aşk-ı Memnu'yu. Yine isterim ki Selin kazdığı çukura kendi düşsün ve Ece'yi sıkıştırmak isterken Yasin'in yalıya gelmesi yüzünden kendi acı çekip mahalleye geri dönmek istesin.
 
IBS: Evet, merak uyandırıcı, ilgi çekici pek çok konu bekliyor bizi.  Bakalım bütün bunlar nasıl şekil alacak? Yeni bölümde görüşmek üzere öyleyse..

Paylaş

Yorum yapın

Tüm Yazılar