İstanbullu Gelin Replikleri - 43. Bölüm

Binbir Tv 3.3.2018 43. Bölüm
43. Bölüm

Faruk -  Bir insanı ne zaman dinlemezsin, biliyor musun, Osman? Onun ciğerini bildiğin zaman, gözlerine baktığında onu kitap gibi okuduğun zaman dinlemezsin. Ben o gece bir sarhoş saçmalığına delirmedim. Senin gözlerindeki utanca, korkuya delirdim. Ben bununla nasıl baş edebileceğimi bilmiyorum. Elbette bir açıklaman vardır. Bundan eminim. Ama ben sonrasında, duyduklarımla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum.

 

İstanbullu Gelin replikleri

 Bizim hayalimiz
 
Süreyya - N'olur yapma bana bunu. Dilara, ben seni ne kadar seviyorum, bilmiyor musun? Dilara, ben yanlış yaptıysam bile seni korumaya çalıştığım için yapmışımdır o yanlışı. Tamam, haklısın. Özür dilerim. Ama nasıl düşünürsün ya? Benim senin arkandan iş çevirebileceğimi nasıl düşünürsün? Nasıl seni satacağımı düşünürsün sen? Biz vallahi, Adem'in tepkisini bilmediğimiz için sustuk. Seni böyle bir yükün altında bırakmak istemediğim için sustum. Ama özür dilerim, haklısın. Özür dilerim.
Dilara - Bitti mi? Konuşabiliyor muyum? Ben de sabahı zor ettim. Gece boyunca da düşündüm, durdum. Ve bir karara vardım ben. Ben artık seninle çalışmak falan istemiyorum. Tek çözüm bu. Eğer ki hisselerini, olması geretiği gibi, uygun şartlarda bana bırakırsan ben çok sevineceğim.
Süreyya - Ne? Ne diyorsun ya, Dilara? Ne diyorsun? Burası bizim hayalimiz. Burayı biz kurduk seninle. Her santimetrekaresine kadar biz karar verdik. Sen ne diyorsun?
Dilara - Biz, beraber? En büyük emeği ben verdim, Süreyya. Canın istemedi, gelmedin. Ev uygun değildi, gelmedin. Kalktın, kafana esti, Prag'a gittin; haber bile vermedin. Ne ben umurundaydım ne de okul. Ben hep buradaydım. Ben hep okuldaydım. Bırakmadım hiç. 
Süreyya - Ben çocuğumu kaybettim, oraya gittim. Bunu mu koyuyorsun sen benim tabağıma şimdi?
Dilara - Haşa! Benim senin tabağına bir şey koymak ne haddime, Süreyya? Ya, bizim dramlarımız ne ki? Seninkilerin yanında ancak arkada vokal yapar.
Süreyya - Sen ne dediğini bilmiyorsun. Sen ne dediğini bilmiyorsun. Sinirden kendini kaybettin. Sonra konuşuruz.
Dilara - Ben çok sakinim, ne dediğimi de çok iyi biliyorum. Her ne kadar senin terazinden geçmese de ben de çok şey yaşadım, Süreyya. Bir gün olsun, bir gün olsun şu okulu bırakıp gitmedim ben. Eğer bu okul hâlâ dönüyorsa benim sayemde, benim çabamla. Bunu sen de çok iyi biliyorsun. Nasıl olsa senin artık ihtiyacın yok. Eğer gerçekten bana bir iyilik yapmak istiyorsan, "samimiyetle", kocanın avukatlarına haber ver, işlemlere başlasınlar. Ödeme planıyla falan ama. Haşa! Asla yani. Asla paranı buraya hibe et falan demiyorum sana.
Süreyya - Bir dakika, bir dakika! Biz seninle iş ortağımız mıyız ya, böyle çekip gidiyorsun, kestirip atıyorsun beni ya? Biz seninle canız, can! Etle tırnak gibiyiz biz senle. N'apıyorsun ya, n'apıyorsun? Bizim okulda paramız yoktu yemek yemeğe. Biz onu bölüşürdük ama buranın hayalini biz senle kurardık. Hatırladın mı? Hatırladın mı hayal kurduğun beni? Omuz omuza verip her şeye rağmen beraber yürüyen senle beni hatırladın mı, Dilara? Beni nereden kovduğunun farkında mısın sen?
Dilara - Faruk gelip seni Prag'da bulmasaydı sen Prag'da kalacaktın. Ne bana tek kelime ettin ne de şu okul umrundaydı. "Hayal hayal" diyorsun. Evet, bizim çok hayalimiz vardı. Buradan aldığımız finansla biz neler yapacaktık? Geçtim yapmayı, üstüne konuşmuyoruz bile. Sen çıkıp sahnede tek şarkı söylemeyeli ne kadar zaman oldu? Süreyya, ikimiz de kabul edelim bence, sen bizim hayallerimi kocanla değiştireli çok oldu.
 

İstanbullu Gelin replikleri

2. Şans

Adem -
Portakalda vitamin kalsaydım keşke. Herkes için daha hayırlı olurdu.
(Gülerler)
Faruk - Kusura bakma. Bak samimiyetime ne kadar inanırsın, bilmiyorum ama bütün samimiyetimle söylüyorum; ama ben gerçekten, gerçekten çok üzüldüm bu yaşadıklarına. Annenle arandaki bağı öğrendikten sonra bu mektubu senden saklamaya karar verdim. Babamın geçmişteki hatalarını düzeltemeyiz. O yüzden, yeni hatalara yol açsın istemedim.  Yine de çok, çok özür diliyorum senden.
Adem - Öldüm mü ben? Yani ölmediğime emin olsam hiç tereddüt etmeyeceğim de...
Faruk - Yok. Buradayım, buradayım. Bak, madem hayat sana ikinci bir şans vermiş, gel, bunu farlı bir şekilde değerlendirelim. Yani, belki aramızdaki düşmanlığı bitirebiliriz. Hatta dost olmayı bile deneyebiliriz. Babamın geçmişteki hatalarının cezasını biz çekmemeliyiz. Sakın yanlış anlama beni. Senin varlığın değil kast ettiğim. Annemi aldatması, senin yaşadıklarındaki payı... N'olur yanlış anlama.
Adem - Nasıldı?
Faruk - Ne nasıldı?
Adem - Babam nasıl biriydi? Yani baban...
Faruk - ...
Adem - Neyse, tamam. Boşver. Hiç sormadım bu soruyu. Boşver. Saçma sapan bir soru zaten. Tamam.
Faruk - Zor adamdı. Çok zor adamdı. Sevgisini belli etmeyi sevmezdi. Ya da bilmezdi, bilmiyorum. Ondan hep çekinirdim. Ona hep kendimi ispat etmeye  çalışır gibi hissederdim. Böyle, hep aşmam gereken bir çıta var gibi. Sert mizaçlı biriydi. Diğer çocuklara biraz daha ılımlıydı. Yani, mesela Fikret! Fikret'e daha yakındı. O yüzden babam öldükten sonra Fikret bu kadar hırçın biri oldu. Ama adil biriydi. Severdi bizi. İyi bir adamdı. Ben o yüzden zaten şaşırdım ya, seni duyduğumda. Yani, babam... Yani, babamız bir çocuğu ardında bırakıp gidecek bir adam değildi. Bir şansı daha olsaydı, ki babam olsun istemiş, eminim seni çok severdi. Hiç görmediği halde yanında ol istemiş. Sen de onu çok severdin.
Adem - Ben onu çocukluğumdan hatırlıyorum. Bize gelirdi. Hep oyuncak getirirdi. Ben de onu öyle pencerenin önünde beklerdim. Gelmediği gecelerde de pencerenin önünde uyuyakalırdım.
Faruk - Peki babam senin şu anki adını nereden biliyor olabilir?
Adem - Ha, öyle şöyle: Babam benim adımın Fatih olmasını istemiş. Bilmiyorum, niye. Fevzi'nin çocukları, uyumlu olsun diye herhalde. Faruk, Fatih, Fikret... Öyle yani herhalde... Annem de Adem olsun istemiş. Annem de babamı kıramamış, Fatih yazdırmış ama annem bana hep Adem derdi. İşte, "Fatih babamın oğlu", "Adem annemin oğlu" falan gibi öyle, karışık bir şey yani. Tabi ben bilmiyorum; babam anneme şirin görünmek mi istedi, yoksa hani, böyle "sil baştan yapalım" diye mi o mektubu yazdı? Hiç bilmiyorum. Ben babamı unutmak için adını sildim be. Yine dönüp dolaşıp babama benzedim. Komik ya... Komik! Hayat bana bir şaka yapıyor bu aralar.
Faruk - Bak, bunların hepsi onların hataları, onların geçmişleri... Ama şimdi bizim zamanımız. Biz kendi geleceğimizi kendimiz yazabiliriz. Adem ben bunu kara bir deftere yazmak istemiyorum.
Adem - Bana zeytin dalı mı uzatıyorsun?
Faruk - Niye olmasın?
 

İstanbullu Gelin replikleri

 
Süreyya'yı kayıp mı ettim?
 
Süreyya - Tamam insan sinirlenir, insan öfkelenir; ama dinler. "Kardeşim" dyoruz biz birbirimize. İnsan bir dinler. Bana diyor ki: "Ortaklığı devret." Bana diyor ki: "Hayalimizden vazgeç."
Senem - Kızım orası kaç yıllık sizin hayalinizdi tabi ki. Nasıl vazgeçersin? "Okul okul" diye beynimi yediniz. Olacak şey mi o?
Süreyya- Değil mi? Ben kocam için hayallerimden vazgeçmişim. Bana diyor ki: "Sen Boranları mutlu etmek için, sen Esma'yı mutlu etmek, yaranmak için, beni hiç düşünmeden Adem'i harcadın." diyor bana. Ben tam bir Boran olmuşum. Öyle diyor bana.
Senem - Kafa gitmiş. Acıdan o, acıdan. Ne buldu bu kara kepçükte, ben bilmiyorum ki. Mahvetti kızı. Rengarenk aldı, gri bıraktı, ya! Adem de Adem. Mahvetti kızı, güzel kızı. Bakma sen ona. Duyma ya, duyma. "Öfke de akıl olmaz." demişler. Sakinleşince konuşursunuz. Öyle yaparsınız, ha gülüm?
Süreyya - Öfkede durdurak da olmuyor, değil mi, Teyze? Ne yapmış, biliyor musun, o? Yıllarca içinde bir şey biriktirmiş, bir öfke biriktirmiş bana karşı; şimdi bir fırsatını buldu, onu kusuyor. O bir şey konuşmak istemiyor ki benle. Ben neyin savaşını veriyorum, neyin mücadelesini veriyorum burada?
Senem -  Ya, sıkar o biraz. Laf o, laf. Ne derler? "Kardeş kardeşi yara götürür, yardan atamaz." derler ya...
Süreyya - En hassas yerinden de vurur. Bana "Prag" diyor. 
(Senem şaşırır)
Süreyya - Sanki aklıma neler gelecek bilmiyormuş gibi... Ya, ben keyfimden mi gittim oraya? O mu bilmiyor? En kötüsü ne, biliyor musun? Anlatmaya çalışıyorum, konuşmaya çalışıyorum. Buz! Ben tuz buz oldum, buz gibi duruyor orada. Taş gibi ya! 
...
Süreyya - Teyze, ben Boran mı oldum gerçekten? Ben Süreyya'yı bir yerde kayıp mı ettim?
 

İstanbullu Gelin replikleri

 
Süreyya - Dilara geldi, benim kendime bile söyleyemeyeceğim her şeyi benim yüzüme vurdu. Tamam mı? Beni uyandırdı. Hatırlattı bana kim olduğumu. Şimdi ben senin ya da annenin onayını almak için kendimden vazgeçmeyeceğim.
 

İstanbullu Gelin replikleri

Boran olmuşsun

Esma -
Sana ettiğimi inkar edecek değilim. Ama hakkında yanıldığım için ne çok dövdüm kendimi, ne çok geri adım attım. Dün beni neyle suçladıysan bugün aynısını yapıyorsun demek. Hım? Çabalarımı görmüyorsun, öyle mi? Haber bile vermeden, benim sağ koluma iş teklif ederek gidiyorsunuz. Senin o çok şikayet ettiğin Boran'lık var ya, sen tam şikayet ettiğin gibi bir Boran olmuşsun.
Süreyya - Esma Hanım, Nurgül Abla zaten işten ayrılmayı düşündüğü için...
Esma - Tamam. Tamam, efendim. Ben bayrağı indirdim. Anlatmayacağım da, dinlemeyeceğim de. Nurgül yetmiyorsa öbür çalışanları da alın. Murat da istiyorsa ev açsın. Artık ne kimseden hesap soracağım ne de kimseye hesap vereceğim. Hepinizin yolu açık olsun. Merak etmeyin. Ben köşeme çekliyorum artık.
 

İstanbullu Gelin replikleri

Masal 
 
Süreyya - Masal anlatayım mı sana?
Emir - Yani... Benim masal dinleme yaşım geçti ama...
Süreyya - Olur mu öyle şey ya? Masal her yaşta lazım. Keşke biri olsa da bana anlatsa.
Emir - Senin canın mı sıkkın yine?
(Süreyya onaylar)
Emir - Bildiğim bir masal yok ama ezberlediğim birkaç hikaye var. Anlatmamı ister misin?
 

İstanbullu Gelin replikleri

En zoru da geceler

Esma -
En zoru da geceler, değil mi? Dön dolaş, sabahı edersin. Hiç uyuyamazsın. En ufak bir tıkırtı tedirgin eder... Senin de aynı mı gecelerin? Hoş, sen hiç yalnız yatmamışsın ki.
Garip - Önemli olan yatağı doldurmak değil; başını koyduğun yastığı doldurmak. Huzurlu... Çocukları çekiştirebilmek, mesela. İyi geceler diyebilmek. Ben bu yalnızlığı hep kendimle birlikte taşıdım. Benim bir hayalim vardı aslında. Yani şöyle, kocaman bir aileyle, şangırtının şungurtunun içinde yaşayabilmek. Yani yaşayabilmemiz. Seni gördüğüm zaman benim bu hayalimin gerçekleştiğini gördüm. Ama sen bunu tek başına yapmıştın. N'apalım canım? Ne üzüldüm ne de gocundum. "İyi" dedim o zaman, "İyi, hiç olmazsa benim yapamadığımı yapmış." dedim. "Ne mutlu!" dedim, "Hiç olmazsa o yapmış." dedim... İyi geceler. Gitmediğin için teşekkür ederim, Esma. Esma? 

Paylaş

Yorum yapın